Gölgedeki Adam

Gölgedeki Adam

Pınar Çekirge

Psikolojiİnsan ve Toplum

E-Kitap

bitirildi

"Kadın her şeyi bağışlar belki, ama asla unutmaz," diyor Konfüçyüs.
Ah... Ne olurdu sanki hiç ihanet olmasaydı. Sevginin bittiği yerde, dürüstçe, vazgeçilse beraberlikten. Çünkü ihanet uyuşturucu gibi. Bir defa kana girmeye görsün, zehir olup dolaşıyor bedende, hücrelere yayılıyor...
Çokeşliliği genlerinde bulan ya da miras kaldığını sanan erkeklerimiz, ahlâk değerleriyle, baskı altında olan kadını için, asla şüphelenmez. Toplum kendi yerine, kadınını gözetir nasılsa. Yani kadın, namus bekçileri ile kuşatılmıştır zaten.
Nedense çok eşlilik erkekler tarafından ipotek altına alınmış, kadınlara da, sadece sadakat kalmıştır. Toplum da alkış tutmuş bu çok eşli, macera sever erkeklerimize. Şeytana uyup da, gözünün ucuyla, yan masadaki erkeğe bakan kadına da, kocaman bir damga vurmuş.
Oysa aynen bir gecekondu gibi, çabucak, aşk da konuvermiştir yüreklere. Yani öyle güçlü değil, derme çatma malzemeler vardır temelinde. Eğer o temel emekle, özveriyle her an sağlamlaştırılmışsa korkmayın artık. Kolay kolay yıkılmaz.
Erkekler eğer kendilerini babalarından daha gelişmiş ve ileri düzeye getirmeye çabalamaz, feodal yanlarını korumaya inatla devam ederse, bir yönde geleceğe ihanet etmiş olurlar. Erkekler kişilik özelliklerinin olumsuz ve uygunsuz taraflarını törpülemeye çalışarak inceltmelidirler. Aksi halde tavır ve konuşmaları ile "züccaciyeci dükkânına giren bir fil" gibi hareket ederler. Bu tür az gelişmiş davranış ve düşünce şekli içindeki kişilerin evliliklerinde ya da birlikteliklerinde sorunlar çıkması elbette kaçınılmazdır.
Sadece mantık veya sadece duygu ile yaklaşım hüsranla sonuçlanabilmektedir çünkü ('Eş seçiminde mantık ve duygular el ele gitmelidir' kuralı bir kez ihlal edilmeye görsün).
Elbette bu kararı ekonomik özgürlüğü, mesleği, sosyo-ekonomik düzeyi yüksek kadınlar daha kolay verebilmektedir. Bu durumda olmayan kadınların ayrılık kararını vermesi, tekrar anne-baba yanına dönüş ve daha da kısıtlanma durumu nedeniyle genelde çok daha nadir gözlenmektedir.
Sormaktan, üstelemekten korkuyordu Yeşim. Bırakılmayı göze alamıyordu çünkü. Yeni bir hayat, yeni bir sevgili için çok geçti artık. Sinsi, çirkin, zehirli bir hakikatti bu.
Hayatın kırılma noktasındaydı Yeşim. Tıpkı kanatları düşe kalmış, artık uçma umudunu yitirmiş martılar gibi. Üzerinden yalnızlık geçmişti. İhanet geçmişti.
Medya canavarı televizyon, bence aldatmanın çoğalmasında ve nasıl desem, adeta bir sanat haline gelmesinde öncü oldu... "Dizilerle, paparazzi programları ile aldatanların değerli ve istenen kişi olduğunu, kişiye gündem yarattığını vurguladı, aldatma popülerliği paraya dönüşünce, herkes aldatmayı daha doğal ve etkili bulmaya başladı.
Altını çizerek söylüyorum, emek verilen bir ilişkide aldatma ihtiyacı sürgün vermez hiç...